Hadis Kaynaklarında Geçen Halifelikle İlgili Hadisler

Mayıs 12, 2020 0 Yazar: Arznet

Şaban PİRİŞ

Buharî, Müslim, İbnu Ma’ce, Tirmizî, Ebû Davud, Nesâî gibi birçok hadis kitabında halifelik ve imametle ilgili hadisleri önemli bir yer tutar. Bu konudaki hadisleri daha çok eserlerin; Ashâbu’n-Nebî, Fedâilu’s-Sahabe, Ahkâm, Haraç, İmâret, Vasâyâ, Meğazî, Adâbü’l-Kudât, Eymân, Bey’ât, Fiten ve Mehdî başlıkları altında görmekteyiz.

Bu hadisleri şu şekilde gruplandırabiliriz.

  1. Hz. Muhammed’in hastalığı esnasında namazları kıldırmak için yerine geçecek kişinin belirlenmesi ve Hz. Muhammed’in vefatından sonra Müslümanların başına kimin geçeceği konusundaki tartışmalar, kırtas olayı, ilk halifelerin (emr-i vaki, vasiyet, kurul tarafından) belirlenmesi
  2. İmamların (Halifelerin) Kureyş’ten olması
  3. İlk halifelerin faziletleri, halifelik süresinin 30 yıl olduğu, sonrası baskıcı krallık dönemi olduğu
  4. Sahabeler arasında halifelik için yapılan mücadeleler ve bu bağlamda Hz. Muhammed’e atfedilen sözler
  5. Şia ve Abbasilerin İmamların (Halifelerin) Hz. Muhammed’in ailesinden olması gerektiği konusunda dayandıkları hadisler
  6. Emevilerin halifeliklerini meşrulaştırmak için dayandığı hadisler
  7. Haricilerin halifelik konusunda dayandıkları hadisler
  8. Yöneticilik konusunda açıklayıcı hadisler. (Yöneticinin nitelikleri, itaatin şartları vb.)
  1. Hz. Muhammed’in vefatından sonra kimin idareyi ele alacağı konusundaki tartışmalar, kırtas olayı ve Hz. Ebû Bekir’in Seçimi

Kırtas Hadisi:

İbni Abbas’tan rivayet edilen Kırtas olayı şöyledir. Hicretin 11. yılı, Rebiülevvel ayı başında Resulullah’ın vefatından beş gün önce, yani perşembe günü “Resulullah hastalığı ve ağrısı şiddetlendi. (Hatta ağrısından dolayı iki yanaklarının gözlerinden yaşlar akıyordu.) Bunun üzerine o şöyle buyurdu: “İ’tûnî bi divatin ve beydâe = Bana bir divitle bir beyaz/sahife getirin. Ektub lekum La tudıllûne ba’dî ebeden = Ben size, benden sonra ebediyen sizi saptırmayacak bir yazı yazıyım.” fe tenaze’u = Bunun üzerine onlar/sahabiler, Nebi’nin katında tartışma uygun olmadığı halde tartıştılar ve şöyle dediler: “Mutlaka Resulullah (sav) hastalığından dolayı sayıklıyor. Bunu ona (onun yanında) tekrarlamaya başladılar. Bunun üzerine o (Resuli Ekrem), “Beni yalnız bırakınız. Benim üzerinde olduğum şey, beni kendine çağırdığınızdan daha hayırlıdır.” buyurdu ve üç şeyle vasiyet etti: “Müşriklerin Ceziretü’l-Arap’tan çıkarılması, (Medine’ye) gelen heyetlerin onun ağırladığı gibi ağırlanması.” (Olayı rivayet eden) İbni Abbas şöyle dedi: “Üçüncüsünden (üçüncü tavsiyeyi yapmaktan) kasten sustu veya ben onu unuttum.[1]

  • Hz. Ebû Bekir’in Halifeliğe Seçilmesi

Cübeyr b. Mut’im anlatıyor: “Bir kadın, Resûlullah ‘a gelerek bir hususta kendisiyle konuştu. Resûlullah, (kendisine) tekrar gelmesini emretti. Bunun üzerine kadın:

“Ya seni bulamazsam!” dedi. Kadın (bu sözüyle) sanki ölümü kasdetmişti, Resûlullah: “Eğer beni bulamazsan, Ebu Bekir’e uğra!” diye cevap verdi.”[2]

Kasım b. Muhammed rivayet etti: “Hz. Aişe bir gün hastalanmış: “Vay başım, (ölüyorum)!” demişti. Hz. Peygamber (şaka olsun diye): “Keşke bu ben sağken olsa, sana istiğfàr eder, dua ediveririm!”dedi. Bunun üzerine Hz. Âişe birden parladı:

“Vay başıma gelen… Vallahi görüyorum ki ölmemi istiyorsun. Ben öleceğim, sen de akşama zevcelerinden biriyle baş başa kalacaksın ha!” dedi. Resûlullah dedi ki:

“Bilakis ben ölüyorum, vay başım! Ebu Bekir’e ve oğluna birinizi gönderip (benden sonra hilâfet hususunda “ben daha lâyığım” iddia veya temennisinde bulunacaklara karşı) yerime geçeceği tespit etmek istemiştim. Sonradan (kendi kendime: “Böyle bir iddiayı Ebû Bekir dışında kim yaparsa) Allah kabul etmez, mü’minler de reddederler” dedim (ve vasiyet yapmaktan vazgeçtim).”[3]

  • İmamların (Halifelerin) Kureyş’ten olması

Hz. Câbir anlatıyor: “Resûlullah buyurdu ki: “İnsanlar hayırda da şerde de Kureyş’e tâbidir.”[4]

Hz. Ebû Hüreyre anlatıyor: “Resûlullah buyurdular ki: “İnsanlar bu işte Kureyş’e tâbidirler. Müslümanları Müslüman olanlarına, kâfirleri kâfir olanlarına tâbidirler. İnsanlar madenler gibidir. Cahiliyyede hayırlı olanlar fıkhı öğrenirlerse İslam’da da hayırlıdırlar. Bu işe en çok nefret edenleri insanların en hayırlısı bulacaksın. Onlar (rızaları hilâfına) içine düşmedikçe buna tâlip olmazlar.”[5]

İbn Ömer anlatıyor: “Resûlullah buyurdular ki: “Bu iş (emîrlik) insanlardan iki kişi bâki kaldıkça Kureyş’te olmaya devam edecektir.”[6] Hz. Câbir b. Semüre anlatıyor: “Resûlullah buyurdular ki: “Bu din, hepsi Kureyş’ten gelecek olan on iki halifeye kadar aziz ve güçlü olacaktır.” Resûlullah’a soruldu: “Sonra ne olacak?” “Sonra herc (fitne ve kargaşa) gelecek!” diye cevap verdi.”[7]

  • İlk halifelerin faziletleri, halifelik süresinin 30 yıl olduğu, sonrası baskıcı krallık dönemi olduğu

Sefine anlatıyor: “Resûlullah buyurdu ki: “Hilâfet, ümmetim arasında otuz yıl sürecektir. Bundan sonra saltanat gelecektir.” Said b. Cumhân dedi ki: “Sonra ilâve etti: “Hz. Ebû Bekir ‘in hilâfetine Hz. Ömer’in hilâfetini, Hz. Osman’ın hilâfetine Hz. Ali’nin hilâfetini (radıyallahu anhüm ecmain) ekle (parmaklarınla say) bak!” dedi. Bunları (sayınca hakikaten) otuz yıl bulduk.” Sefine’ye: “Emevîler, hilâfetin kendilerinde (devam ettiğini) zannederler” denmişti, şu cevabı verdi: “Benî’z-Zerkâ yalan söylüyor. Onlar krallardır, hem de en kötü krallar.”[8]

  • Halifelik için yapılan mücadeleler ve bu bağlamda Hz. Muhammed’e atfedilen sözler

“İki halifeye birden biat edildi mi, onlardan ikincisini öldürüverin.”[9] Resûlullah buyurdular ki: “Siz bir kişinin etrafında birlik halinde iken, bir başkası gelip, kuvvetinizi kırmak veya cemaatinizi bölmek isterse, onu öldürüverin.”[10]

Ebû Bekre anlatıyor: “Resûlullah ‘tan işitmiş olduğum bir kelimenin Cemel Vak’ası sırasında Allah’ın izni ile faydasını gördüm. Şöyle ki bir ara, neredeyse ashâb-ı Cemel’e katılarak onların yanında yer alıp savaşmaya karar vermiştim. Hemen, Resûlullah’ın, “İranlıların başına Kisrâ’nın kızı kraliçe oldu” diye haber geldiği zaman (söylemiş olduğu sözü hatırladım ve onlara katılmaktan vazgeçtim. O zaman Efendimiz:) “İşlerini kadına tevdi eden bir kavim felâh bulmayacaktır” demiş idi”.[11] Tirmizî’de şu ziyade gelmiştir: “Hz. Aişe Basra’ya geldiği zaman bunu hatırladım. Bu söz sayesinde Allah beni muhâfaza etti”.

  •  Şiilerin İmamların (Halifelerin) Hz. Muhammed’in ailesinden olması gerektiği konusunda dayandıkları hadisler

“Ey İnsanlar! İyi bilin ki, bende ancak sizin gibi bir insanım. Çok geçmeden, Yüce Rabbimin elçisi (Azrail) bana gelecektir. Bende onun davetime icabet edeceğim. Mutlaka ben size iki kıymetli ve hürmeti ağır şey (es-Sakaleyn) bırakıyorum. Bu ikisinden birincisi, Yüce Allah’ın Kitabı’dır ki onun içinde hidayet ve nur vardır. Allah’ın kitabına sımsıkı sarılınız. İkincisi de, Ehl-i Beytimdir. Ehli beytime muamele hususunda size Allah’ı hatırlatıyorum.”[12]

  • Emevilerin halifeliklerini meşrulaştırmak için dayandığı hadisler

“Kim Allah’ın yeryüzündeki sultanını alçaltırsa, Allah da onu alçaltır. “[13]

“Resûlullah buyurdular ki: “Benî İsrail’i peygamberler idare ediyorlardı. Bir peygamber ölünce onun yerine ikinci bir peygamber geçiyordu. Ancak, benden sonra peygamber yok. Ama ardımdan halifeler gelecek ve çok olacaklar.” Orada bulunanlar: “(Onlar hakkında) bize ne emredersiniz?” diye sordular. “Önceki biatınıza sadâkat gösterin. Onlara haklarını verin. Onlar üzerindeki haklarınızı (eda etmedikleri takdirde, kendilerinden değil) Allah’tan isteyin. Zîra Allah Teâlâ, idareleri altındakilerin hukukunu onlardan soracaktır” buyurdu.”[14]

  • Haricilerin halifelik konusunda dayandıkları hadisler

Dinleyin ve itaat edin! Hatta üstünüze, başı kuru üzüm danesi gibi siyah Habeşli bir köle bile tayin edilmiş olsa, aranızda Kitabullah’ı tatbik ettikçe. . . (itaatten ayrılmayın).”[15]

Ka’b b. Ucre anlatıyor: “Resûlullah bana şunu söyledi: “Ey Ka’b b. Ucre, seni, benden sonra gelecek ümeraya karşı Allah’a sığındırırım. Kim onların kapılarına gider ve onları, yalanlarında tasdik eder, zulümlerinde onlara yardımcı olursa, o benden değildir, ben de ondan değilim; âhirette havz-ı kevserin başında yanıma da gelemez. Kim onların kapısına gitmez, yalanlarında onları tasdik etmez, zulümlerinde yardımcı olmazsa o bendendir, ben de ondanım; o kimse, havzın başında yanıma gelecektir. Ey Ka’b b. Ucre! Namaz bürhandır. Oruç sağlam bir kalkandır. Sadaka hataları söndürür, tıpkı suyun ateşi söndürdüğü gibi. Ey Ka’b b. Ucre! Haramla biten bir ete mutlaka ateş gerekir. “[16]

“Size emîrlerinizin en hayırlıları kimlerdir, en şerirleri kimlerdir haber vereyim mi? Onların en hayırlıları sizlerin sevgisine mazhar olanlar, sizleri sevenlerdir; lehlerinde hayırla dua edersiniz, onlar da size hayır dua ederler. Ümerânızın şerirleri de sizin buğzettiklerinizdir, onlar da size buğzederler, siz onlara lânet edersiniz, onlar da size lânet ederler”[17]

ı. Halifelik konusunda diğer hadisler

Bir hadiste: “Ey Abdurrahman! Emîrlik isteme. Eğer senin talebin üzerine sana emîrlik verilirse, istediğin şeyin sorumluluğu sana yüklenir. Eğer sen talibi olmadan sana emîrlik verilirse, o işte yardım görürsün. Bir iş için yemin eder, sonra da aksini yapmakta hayır görürsen, daha hayırlı gördüğün ne ise onu yap, ettiğin yemin için de kefârette bulun.”[18]

Ebû Musa anlatıyor: “Yanımda amcamın evlatlarından iki kişi daha olduğu halde Resûlüllah’ın huzuruna girdim. Yanımdakilerden biri:

“Ey Allah’ın Resûlü! Allah’ın sana tevdi ettiği işlerden bazıları üzerine bizi emîr tayin et” dedi. Diğeri de aynı talepte bulundu. Resûlullah’ın onlara cevabı şu oldu:

“Biz, -Allah’a kasem olsun- bu işe, onu talep eden veya ona hırs gösteren hiç kimseyi tayin etmeyiz!”[19]

“Kim bana itaat etmişse mutlaka Allah’a itaat etmiştir. Kim de bana isyan etmiş ise, mutlaka Allah’a isyan etmiştir. Kim emîre itaat ederse mutlaka bana itaat etmiş olur. Kim de emîre isyan ederse mutlaka bana isyan etmiş olur.[20] “Müslüman kişiye, hoşuna giden veya gitmeyen her hususta itaat etmesi gerekir. Ancak, masiyet (Allah’a isyan) emredilmişse o hariç, eğer masiyet emredilmişse, dinlemek de yok, itaat de yok.”[21]

“Resûlullah buyurdular ki: “Kim itaatten dışarı çıkar ve cemaatten ayrılır ve bu halde ölürse, cahiliye ölümü ile ölür.”[22] “Kim itaatten çıkar, cematten ayrılır (ve bu halde ölürse) cahiliye ölümü ile ölmüş olur. Kim de körü körüne çekilmiş (ummiyye) bir bayrak altında savaşır, asabiyet (ırkçılık) için gadablanır veya asabiyete çağırır veya asabiyete yardım eder, bu esnada da öldürülürse bu ölüm de cahiliye ölümüdür. Kim ümmetimin üzerine gelip iyi olana da, kötü olana da ayırım yapmadan vurur, mü’min olanlarına hürmet tanımaz, ahid sahibine verdiği sözü de yerine getirmezse o benden değildir, ben de ondan değilim. “[23] 

  1. Hadislerin Genel Değerlendirmesi

Halifelikle ilgili yukarıdaki verdiğimiz hadisleri farklı açılardan tahlil edebiliriz. Senet, sıhhat ve içerik yönünden çok fazla irdelemeye girmeden hadislere bakarak kısaca şu sonuçlara ulaşabiliriz.

  1. Peygamberden sonra yerine kimin geçeceği konusunda doğrudan bir emir ve yönlendirme sayılabilecek açık seçik bir hadisi hiçbir kaynakta göremiyoruz. Ancak çeşitli yorumlamalarla ve işaretlerle kimin halife olacağı konusunda tartışmalar yapıldığına şahit oluyoruz.
  2. Şiilerin Hz. Ali’yi vasiyet edeceğine inandıkları Kırtas hadisesinin de özünde sonuç olarak hiçbir kimsenin adı geçmiyor. Herkes bu hadisi kullanarak kendisini işaret edeceğini iddia edebilir ama ispat edemez. Ehli Beyt’i vasiyet etmesi de onların halifeliğini değil; onların korunması gerektiğini ve ardında bıraktığı bir emanet olduğunu gösterir. Ensarı da Muhacirlere vasiyet ediyor. Ama kimse bunu Ensarın halifeliğine bir işaret ve delil saymıyor.
  3. Hz. Ebu Bekir’in halifeliğine namaz imamlığının bir delil olmadığını, kızı Aişe’nin de dediği gibi aslında hakkında bir vasiyetin de bulunmadığını, zaten böyle bir vasiyet bulunmuş olsa o öncelikle Hz. Ömer’e biat etme girişiminde bulunmasının söz konusu olmayacağını söyleyebiliriz.
  4. Halifelik konusunda en vurgulu ve açık hadislerin halifenin Kureyş’e mensup olması ile ilgili hadisler olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü bu hadislerde kesin bir yönlendirme ve hüküm vardır. Ancak bu hadislerin ne kadar sahih olduğu ise ayrı bir tartışma konusudur. Ayrıca ele alınacaktır.
  5.  Haricilerin halifelik konusundaki dayandıkları hadis geneli kuşatan bir yönetici değil, sıradan bir idareci veya komutan olabilir. Bu hadisten her yöneticinin Kuryş’ten olması gerekmediği sonucunu çıkarabiliriz. Nitekim Hz. Peygamber hayatta iken de kendi atadığı yöneticilerin tamamının Kureyş’ten olmaması bunun açık bir kanıtıdır.
  6. Emevî ve Abbasî saltanatına dönüştürülen halifelik uygulamalarında daha çok halife kim olursa olsun ve ne emrederse emretsin mutlak itaati emreden hadisleri görüyoruz. Bu hadislerin karşıtlarını da aynı zamanda görüyoruz. “Ma’siyette itaat yoktur.” Bu konuda metin ve senet tenkidi yapmadan tüm hadisleri göz önünde bulundurarak,  belli bir ölçüye kadar otoriteye itaatin gerektiği ama ölçünün aşıldığı durumlarda haklı isyan veya itirazın olabileceğini söyleyebiliriz. Hz. Ebûbekir ve Hz. Ömer’in sözlerini ve o dönemdeki uygulamaları örnek olarak verebiliriz.



[1] Sahih-i Buhari, IV, 66; el-Kamil, II, 320; Hizmetli, İslam Tarihi, s. 456.

[2] Buhârî Ahkâm 57, Fedailu Ashabı’n-Nebî 5, İ’tisâm 24; Müslîm, Fedailu’s-Sahâbe 10, (2386); Tirmizî, Menâkıb, (3677).

[3] Buhârî, Ahkâm 51, Merdâ 16; Müslim, Fedailu’s-Sahâbe 11, (2387).

[4] Müslim, İmâret 3, (1819).

[5] Buhârî, Menâkıb 1; Müslim, İmâret 2, (1818).

[6] Buhârî, Menâkıb 2, Ahkâm 2, Enbiya 1; Müslim, İmâret 4, (1820).

[7] Buharî, Ahkâm 51; Müslim, İmâret 5-9 (1821); Tirmizî, Fiten 46, (2224). Bu üç kitap, hadisin “Kureyş’ten” kelimesine kadar kısmını: “Ebû Dâvud da Medhi 1, (4279), 4280) tamamını tahriç etmiştir.

[8] Ebû Dâvud, Sünnet 9 (4648, 4647); Tirmizî, Fiten 48, (2227).

[9] Müslim, İmâret 61, (1852).

[10] Müslim, İmaret 60, ( 1852).

[11] Buhârî, Fiten 17, Megâzi 82; Tirmizî, Fiten 75, (2263); Nesâî, Kudât 8 (8, 227).

[12] Ahmed b. Hanbel. Müsned, I-IV, Beyrut, ty. IV, 369; Ehli Beyt, 45, 78; el- Kamil, II, 320; Onuncu Yüzyılda İslam Medeniyeti, s. 87; Şibli Numani. Hz. Ömer ve Devlet İdaresi, I-II, terc. Talib Yaşar Alp, İstanbul 1980, s. 1000 vd.

[13] Tirmizi, Fiten 47, (2225).

[14] Buharî, Enbiyâ 50;Müslim, İmaret 44, (1842).

[15] Buhârî, Ahkâm 4, Ezân 54, 56.

[16] Tirmizî, Salât 433. (614); Nesâî, Bey’ât 35, 36, (7,160).

[17] Tirmizî, Fiten 77, (2265).

[18] Buhârî, Ahkâm 5, 6, Eymân 1; Müslim, İmâret 19, (1652); Ebü Dâvud, Harâc 2, (2929); Tirmizî, Nüzür 5, (1529); Nesâî, Adâbu’l-Kudat 5, (8, 225).

[19] Buhârî, Ahkâm 7,12, İcâre 8, İstitâbe 2; Müslim, İmâret 7; Ebû Dâvud, Harâc 2; Nesâî, Adâbu’1-Kudât 4.

[20] Buhârî, Ahkâm 1, Cihad 109; Müslim, İmaret 33; Nesâî, Bey’at 27.

[21] Buhârî, Ahkâm 4, Cihad 108; Müslim, İmâret 38; Tirmizî, Cihad 29; Ebû Davud, Cihad 86; Nesâî, Bey’at 34.

[22] Buhârî, Ahkâm 4; Müslim, İmâret 53; Nesâî, Tahrim 28; İbnu Mace, Fiten 7.

[23] Müslim, İmâret 53; Nesâî, Tahrim 28 ; İbnu Mâce, Fiten 7.