Kur’an-ı Kerim’de Halife, Halifelik ve Siyasi Otorite İle İlgili Kelime ve Kavramların Geçtiği Ayetlerin İncelenmesi

Mayıs 12, 2020 0 Yazar: Arznet
  • Şaban PİRİŞ

Kur’an’ın nazil olduğu 620 – 632’lı yıllarda Mekke ve çevresinde kabile devletleri hüküm sürüyordu. Mekke’de Kureyş kabilesinin hâkimiyeti Haşimoğulları ve Ümeyyeoğulları aşiretlerinin daha etkin olduğu ama içerisinde diğer aşiretlerin de az çok söz sahibi olduğu Dârü’n-Nedve adlı mahalli bir meclis eliyle icra ediliyordu. Yönetimle ilgili kararlar burada alınıyor ve tüm aşiretlerin katılımı ve onayı ile hayata geçiriliyordu.

Mekke yakınlarında Taif ve Medine şehirlerinde de benzer bir yönetim modeli hâkimdi. Bu bölgeler krallık şeklinde örgütlenmiş bir devlet modelinden uzak yaşıyorlardı.

Hz. Muhammed, Mekke’de Kur’an’ı insanlara tebliğ ederken, zaman zaman Dâru’n-Nedve’de toplanan Kureyş kabilesinin ileri gelenleri nasıl bir tepki ortaya koymaları gerektiği konusunda tartışıyorlar, bazen uzlaşmacı çoğu kez de Hz. Muhammed’in daha etkin bir konuma gelmemesi için mücadeleci ve baskıcı bir yol izlenmesi konusunda karar alıyorlardı. 

Özellikle, arkasında aşiretinin desteğinden yoksun köle, cariye ve dışarıdan Mekke’ye gelmiş kimseler veya azaldı kölelere daha rahat bir baskı ve şiddet uygulanıyordu. Bu sebeple ilk Müslümanlar önce Habeşistan’a daha sonra da Medine’ye hicret etmek zorunda kalmışlardı. Habeşistan nispeten uzak ve Mekke hâkimlerinin elinin yetişemeyeceği bir yer olmasının yanında Habeşistan Kralının da semavi bir dine mensup ve adaleti ile meşhur olması Müslümanların buraya gelme kararı vermesinde etkili olmuştur.

Daha sonra Medine Müslümanlar tarafından dinlerini özgürce yaşayabilecekleri yeni yurt olarak seçilmiş ve Hz. Muhammed, burada kendi hâkimiyetini tesis etmiştir. Yaklaşık 10 yıllık bir sürecin ardından vefat eden kurucu lider, siyasi ve dini önderden boşalan hâkimiyet koltuğuna kimin oturacağı tartışma konusu olmuştur. İşte bu tartışmalı konunun adı halifeliktir. 

Halife Kelimesinin Geçtiği Ayetler:

“Halife” kelimesi Kur’an’da iki ayette geçmektedir. Halife kelimesinin çoğulu ‘halâif’ dört âyette, ‘hulefâ’ ise üç âyette geçmektedir.

Halife kelimesinin geçtiği ayetlerden biri Bakara Sûresi, 30. ayettir:

“Rabbin meleklere:

‑Ben yeryüzünde bir halife/yönetici yaratacağım, demişti. Melekler de:

‑Yeryüzünde bozgunculuk edecek, kan dökecek birilerini mi yaratacaksın? Oysa biz seni durmadan hamd ile tesbih ve takdis ediyoruz, dediler.

‑Sizin bilmediğiniz şeyleri ben bilirim, dedi.”

Bu ayette, yeryüzünün emanet edileceği bir varlıktan, yani insandan bahsediliyor. Meleklerin ise, itirazı “bozgunculuk yapacak, kan dökecek” birilerine dünyanın emanet edilmesinedir. Yani onlar, bu halife’nin yönetici ve otorite anlamına geldiğini ama bunun da tekil olmayacağını ve sonuçta birbirlerinin otoritesini kurmak ve hâkimiyet alanını genişletmek için savaşacaklarını ve dünyanın düzenini bozacakları konusunda endişelerini dile getirmiş oluyorlar. Her ne kadar, ayette “halife” tekil olarak geçmiş olsa da cins ismi olarak geçtiği için çoğul anlamını da içinde barındırıyor.

İkinci “halife” kelimesinin tekil olarak geçtiği ayet ise Sâd Sûresi, 26. Ayetidir.

“Ey Davud, gerçek şu ki, biz seni yeryüzünde halife kıldık. Öyleyse insanlar arasında hak ile hükmet, istek ve tutkulara (hevaya) uyma; sonra seni yolundan saptırırlar. Şüphesiz Allah’ın yolundan sapanlar, hesap gününü unutmalarından dolayı, onlar için şiddetli bir azap vardır.” 

Ayette, Davud’un yeryüzündeki hâkimiyetinden bahsediliyor. İnsanlar arasında hak ile hükmetmesini emrediyor. Haksızlığa ve keyfiliğe meyletmemesini istiyor. Hesap gününü hatırlatarak ilahi buyruklara uymasını ve yoldan çıkmamasını istiyor.

“Halâif” şeklinde çoğul geçen ayetler:

Yunus, 14. Ayeti: “Sonra da, nasıl davranacağınızı görelim diye onların ardından sizi yeryüzünde halifeler kıldık.”

Bu ayetin öncesindeki ayetlerde, Allah’ın gösterdiği doğru yoldan sapanlara verilen cezalar dile getirildikten sonra dünyada söz sahibi olarak, muhatap kesime mesaj verilir. Sizin nasıl yaşayacağınızı ve ne yapacağınızı denemek için onların yerine sizi geçirdik anlamında “halâife” kelimesi kullanılır.

Yunus, 74. Ayeti: “Onu yine de yalanladılar. Biz de onu ve onunla beraber gemide bulunanları kurtardık ve onları ötekilerin yerine geçirdik. Ayetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Bak, uyarılan (fakat söz anlamayan)ların sonu nasıl oldu!”

Bu ayette de “onların yerine geçenler” anlamında “halâif” kelimesinin kullanıldığını görüyoruz. Yani, kötülerin ardından gelen ve dünyada hüküm süren yeni bir güç ve toplum anlamında kullanılıyor.

En’am, 165. Ayeti: “Sizi yeryüzünün halifeleri kılan odur. Bir kısmınızı, verdikleri ile denemek için bir kısmınızdan derecelerle üstün kılmıştır. Şüphesiz Rabbin çabucak cezalandırandır ve O çok bağışlayan ve merhamet edendir.”

Bu ayet de, Yunus 14. ayetteki anlama yakın bir mana ifade ediyor.

Fâtır, 39. Ayeti: “Sizi yeryüzünde halifeler yapan odur. Onun için kim inkâr ederse, inkârı kendi zararınadır. Kâfirlerin küfrü, Rableri katında kendileri için ancak gazabı arttırır. Kâfirlerin küfrü, kendilerine ziyandan başka bir şey getirmez.”

Fâtır 44. ayetle birlikte değerlendirildiğinde Yunus Suresindeki ayetlerin taşıdığı anlama yakın bir mana olduğu anlaşılıyor.[1]

“Hulefâ” şeklinde çoğul halinin geçtiği ayetler:

Neml, 62:  “Yahut kendisine dua ettiği zaman zorda kalmışa cevap veren ve başa gelen kötülüğü kaldıran, sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile birlikte başka ilah mı var!? Ne kadar az düşünüyorsunuz!”

A’raf, 69:  “Sizi uyarması için içinizden bir adam aracılığıyla Rabbinizden size bir zikir (vahy ve öğüt) gelmesine şaştınız mı? Hatırlayın ki, Allah sizi Nûh kavminden sonra onların yerine getirdi ve sizi yaratılış itibariyle daha güçlü kıldı. Allah’ın nimetlerini hatırlayın ki kurtuluşa eresiniz.”

A’raf  74: “Hatırlayın ki Allah Âd kavminden sonra, sizi onların yerine getirdi ve sizi yeryüzünde yerleştirdi. Yerin ovalarında köşkler kuruyor, dağları oyup evler yapıyorsunuz. Artık Allah’ın nimetlerini anın da yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.”

Her üç ayette de, daha önceki toplumun yerine geçen ve yeryüzünün idaresini devralan ve Allah’ın güçlerini artırdığı toplumlardan bahsediliyor.

Kur’ân’da “halifelik” anlamına gelen ‘hilâfet’ kelimesi hiç geçmez. ‘hali­fe’ kelimesi de Hz. Muhammed’in ardından devlet yönetiminin başına geçen devlet başkanı anlamında kullanılmaz, Çünkü Kur’an Hz. Muhammed’in hayatı ile iç içeydi. Onun ve içinde yaşadığı toplumun hayatına yönelik çözüm önerileri getiriyor. Hz. Muhammed’in ölümünden sonra yaşanacakların düzenlemesini yapmıyordu. Aslında Kur’an teorik olarak bir devlet yapılanmasından hiç bahsetmez. Yaşanan veya yaşanmış olgular üzerinden mesaj verir. Gelecekle ilgili verdiği bilgiler, sadece inanmayanlar için helak[2], kıyamet, ahiret, cennet ve cehennemle ilgilidir.[3] Girilen savaşlarla ilgili motive edici müjdeler ve meleklerle Allah’ın mü’minlere yardımı[4] dışında başka siyasi yapılanma ve idare mekanizmaları ile ilgili bir mesaj içermez.

İmam Kelimesinin Geçtiği Ayetler:

Kur’an-ı Kerim’de imam kelimesi önder, lider anlamında bir yerde geçer:

“Rabbi İbrahim’i bir takım hükümlerle imtihan etmiş, o da onları tamamen yerine getirince: “Seni insanlara imam (önder) yapacağım” buyurmuş, İbrahim de: “Soyumdan gelenlerden de (önderler) yap” demişti. Allah ise: “Zalimler için söz vermiyorum” diye cevap vermişti.”[5]

İmam kelimesinin çoğulu “eimme” kelimesi “Küfrün elebaşıları” anlamında “eimmetel küfri” şeklinde Tevbe Sûresinin 12. ayetinde olumsuz olarak, Enbiya Sûresinin 73. Ayetinde “Doğru yolu gösteren liderler” manasında peygamberler için olumlu anlamda kullanılmıştır. “Onları emrimiz uyarınca doğru yolu gösteren imamlar (önderler) kılıp, onlara hayır işlemeyi, namazı kılmayı, zekâtı vermeyi vahyettik. Onlar, bize kulluk eden kimselerdi.”  Kasas Sûresinde ise İsrailoğulları için “eimme” kelimesi, “önderler, siyasi güç sahibleri” anlamında kullanılmıştır. “Biz ise, ülkede güçsüz bırakılanlara iyilik etmek ve onları imamlar (önderler) yapmak ve onları oraya mirasçı kılmak istiyorduk. Onları ülkeye yerleştirip, Firavun, Haman ve ordularının korktuklarını onlara göstermek istiyorduk.”[6]

Bu ayette siyasi iradeyi temsil eden Firavun ve Haman ile onlara bağlı askeri gücü etkisiz kılacak ve ülkede kontrolü ele geçirecek yeni siyasi güç olarak İsrailoğullarının görevlendirilmesinden bahsediliyor. Aynı Surenin 41. ayetinde ise bu sefer “eimme” kelimesi Firavun ve çevresi için kullanılıyor. “Onları, ateşe çağıran imamlar (önderler) yaptık.”

Secde Suresinde: “Sabretmeleri ve ayetlerimize iyice inanmaları sebebiyle, emrimizle onlardan bir kısmını doğru yolu gösteren eimme (önderler) yapmıştık.”[7] ayetiyle yine İsrailoğullarından bahsediliyor.

Ayetlerden anladığımız kadarıyla “eimme” tabiri hem iyiler hem de kötüler için kullanılan yansız bir ifadedir. İbrahim gibi övülen bir kişi için de, Firavun gibi lanetlenen biri için de kullanılıyor. Ama Firavun ve taraftarlarının yerine İsrailoğulları gibi daha önce ezilmiş kimselerin güçlendirilip, toplumu çekip çevirecek, yönlendirecek bir konuma gelmesi de aynı kelime ile ifade edilerek, yöneticilik, liderlik ve önderlik anlamında siyasi bir yapılanmaya da atıfta bulunuluyor.

Siyasi İdare, Devlet, Toplum ve Örgütlenme:

Kur’an-ı Kerim, geçmiş toplumlar ve onların yöneticileri konusunda[8] da bu yöneticiler ile Peygamberlerin mücadeleleri konusunda[9] da bilgi verir. Krallardan, Kraliçelerden bahseder. Toplumsal örgütlerden, gruplardan ve gruplaşmalardan bahseder.[10] Müslümanları da birlik ve beraberlik içinde hareket etmeye davet eder.[11] Kur’an’da devlet kelimesi bir yerde geçer[12] “Allah’ın kasaba halkından Peygamberine verdiği ganimetler; içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir devlet/güç olmasın diye Allah’a, Peygamber’e yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir.”  Görüldüğü gibi bu ayette devlet, ekonomik gücü temsil anlamında bir kapital olarak zikredilmektedir. Devletin adı anılmasa da devlet idaresi ile ilgili ayeti kerimeler de vardır.[13]Ey iman edenler, Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de (itaat edin). Eğer, bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, onu Allah’a ve elçisine döndürün. En hayırlısı ve tevilin en güzeli budur.[14]

Anlaşmazlıkların, sosyal ve siyasî konularda ortaya çıkan ihtilafların çözüm mercii olarak Allah ve onun elçisi gösteriliyor. Bu konuda elçinin vefatından sonra da onun gösterdiği yola ve Allah’ın o konuda indirmiş olduğu hükümlere uyulması gereği Kur’an’ın genel muhtevasından anlaşılıyor.[15]


[1] Fatır; 44. Ayet: “Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı? Kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bir baksınlar. Onlardan daha güçlüydüler. Göklerde ve yerde Allah’tan kaçıp kurtulacak hiçbir şey yoktur. Çünkü O, her şeyi bilen ve güç yetirendir.” Güç, otorite ve Allah’ın gücü karşında yok oluş hatırlatılıyor.

[2] Bkz. Kur’an, 6/6; 7/4; 8/54; 10/13; 15/4; 17/17; 18/59; 19/74, 98; 20/128; 21/6, 9; 21/95; 22/45; 23/48; 26/139, 208; 28/43, 58; 32/26, 36/31; 38/3; 43/8; 44/37; 46/27; 47/13; 50/36; 54/51. Bu ayetlerde genellikle daha önce helak edilen şehirler karye ya da çoğulu kura kelimeleriyle ifade edilir. Helak sebepleri olarak genellikle “zulüm, haksız yere taşkınlık etmeleri”, “peygamberlerini yalanlamaları”, “doğru yoldan çıkmaları” gösterilir.

[3] Bkz. Kur’an, 3/136; 4/93;

[4] Kur’an, 3/124-127.

[5] Kur’an, 2/124.

[6] Kur’an, 28/5-6.

[7] Kur’an, 32/24.

[8] Kur’an, 4/90-91; 17/71;

[9] Kur’an, 17/76; 27/34, 42;

[10] Kur’an, 27/45; 30/32; 33/13; 38/11;

[11] Kur’an, 3/103, 104, 105.

[12] Kur’an, 59/7;

[13] Bkz. Kur’an, 3/159; 4/59, 83; 6/165;  8/46; 10/14; 24/55, 62; 27/32, 34, 37, 62; 28/34; 35/39; 38/26;  42/38; 60/12.

[14] Kur’an, 4/59.

[15] Ayrıca Bkz. Âl-i İmran, 144. “Muhammed ölür veya öldürülürse topuklarınızın üstünde geri mi döneceksiniz? Kim topukları üzerinde geri dönerse, Allah’a hiç bir şekilde zarar veremez. Allah, şükredenleri mükâfatlandıracaktır.” Yani, o ölse de onun yolu devam ettirilmelidir. Onun yolundan dönülmek, Allah’a karşı gelmektir. Peygamberlerin ardından toplumun iç çatışmaya girmesi, birbirlerini öldürmeleri Bakara, 253. Ayette kınanıyor, Mutlak hâkimiyetin Allah’a ait olduğu Peygamberin sadece bir elçi olduğu vurgusu birçok ayette dile getirilmiştir. (Bkz. En’am, 162-164)