KÜFÜR/KAFİR

Eylül 6, 2020 0 Yazar: Arznet

KÜFÜR/ KAFİR

1. KÜFRÜN TANIMI

a)                Dil (Lügat) Yönünden: KFR kökünden mastar olan küfr kelimesinin temel anlamı “örtmek”tir.

1- Geceye insanları bürüyüp örttüğü için “örtüp bürüyen” anlamında “kafir” vasfı verilir.

2- Karanlık geceye, denize ve büyük nehre de bu kökten türeyen “küffar” adı verilir ve yine aynı kelime karanlık, Büyük vadi, zırh, karanlık bulut, ekin eken kimse, Bitki, tam silahlı kişi, çiçek tomurcuğu yuvası, anlamlarında da kullanılır.

3- Bütün bu kullanımlarda ortak mana “örtmek, bürümek ve gizlemektir.”

b) Din Yönünden:

1- Küfr, ele geçen menfaatleri bilmezden gelmek ve bu suretle nankör olmaktır.

2- Allah’ın nimetlerine mazhar olduktan sonra, davranışında hiç bir minnettarlık ifadesi taşımayan ve hatta bunları lütfedene karşı isyankar davranan kimsenin halidir.

3- Allah ve O’nun elçisinin getirdiği ilahi habere iftira ederek, yalanlamak.

4- Allah’ın teslimiyet sınırını aşmak, Allah’a iman ve güven noktasında samimiyet göstermemek.

5- Büyüklük taslayarak, kendini yeterli ve ihtiyaçsız görüp Allah korkusundan uzak olmaktır. Bu özellikleri taşıyan kimseye de kafir denir.

Şimdi bu özellikleri ve tanımı biraz daha detaylı ve örnekli bir şekilde açalım:

2. KÜFRÜN  BOYUTLARI

a) Fasıklık (Fısk): Genel anlamıyla, huruc anil itaat yani “itaatten uzaklaşmadır.” Fasıklığın/fısk’ın kullanım sahası kafir/küfr teriminden daha geniştir. Fakat, fasıklık küfür ile anlamdaş bir kelimedir. Kur’an fasık terimini bir kaç yer dışında tamameıyle küfürde ileri giden, kafirler için kullanır. Aşağıdaki ayet mealinde olduğu gibi:

“Doğrusu biz, sana açık alametler/ayetler indirdik. Bunları fasıklardan başka kimse inkar/ küfr etmez.” (4) Münafıklardan ölenlerin cenaze namazının kılınmaması gerektiğini açıklayan ayette: “Şüphesiz onlar Allah’a ve elçisine iman etmediler (küfrettiler) ve fasıklar olarak öldüler.” (5) Buyrularak fasık olarak ölenlerin Allah’ı ve resulü’nü tanımadıkları, küfr içinde oldukları söyleniyor. Bunlar münafıklardır.

“Siz, insanlar içinden çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülüğü yasaklarsınız, Allah’a da iman edersiniz. Kitap ehli de iman etseydi, kendileri için daha iyi olurdu. Gerçi onlardan iman edenler vardır, fakat çoğu fasıktır.” (6) Buyrulurken de fasıklık iman etmenin zıddı olarak yani küfür olarak nitelendirilmiştir. Yine aynı mealde “hiç mü’min olan kimse, fasık olan gibi midir? Bunlar asla eşit olamazlar.” (7) ayeti de fasıklık ile kafirliğin eş anlamda kullanıldığını gösteriyor.

Fasıkların temel vasıflarını sıralarsak:

1- Fasıklar, mü’minlerden yana olduk-larına dair Allah’ı şahit tutarak yemin ederler. Bunu sadece müslümanların askeri gücünden korktukları için yaparlar.

2- Kalben inançsızdırlar (kafir).

3- İbadetlere lakayttırlar. Namaza üşenerek gelirler, istemeye istemeye infak ederler.

4- Allah’tan gerektiği gibi korkmazlar.

5- Peygamberin başına iyi bir şey gelmesini istemezler. Kötü bir hal gelmesine sevinirler.

6- Zekatın dağılımından kendilerine bir pay verilirse memnun olurlar, verilmezse homurdanarak öfkelerini dile getirirler.

b) Facirlik (Fecr): Kur’an’da yedi yerde olumsuz manada “isyankar, günahkar ve kafir anlamında kullanılmıştır.” Yoksa, iman edenleri ve salih amel işleyenleri, yeryüzünde fesat çıkaranlar gibi mi tutacağız? Yahutta muttakileri facirler gibi mi tutacağız?” (8)

“Eğer sen onları bırakacak olursan, kullarını yoldan çıkarırlar; facirlerden ve kafirlerden başka da çocuk doğurmazlar.” (9)

“İnsan sürekli fücura (itaatsizliğe) devam etmek ister.” (10)

“İşte kıyamet günü öyle yüzler vardır, tozlu, siyah bir duman kaplamıştır, bunlar kafirlerdir, facirlerdir.” (11)

“Facirler (o gün) cehennemdedir. Din gününde oraya girip hiç çıkmayacaklardır.” (12)

“Facirlerin kitabı siccin’dedir… ona ayetlerimiz okunduğu zaman “evvelkilerin masalları” der. Hayır, onların amelleriyle kazandıkları şeyler kalplerini paslandırmıştır. Hayır, o gün onlar, Rablerini görmekten mutlaka mahrum kalacaklar. Sonra da onlar varıp cehenneme gireceklerdir.” (13)

c) Zulm: Haksızlık, kötülük, adaletsizlik ve tahakküm gibi anlamlara gelen zulm sözcüğü, Kur’an’ın genelinde en çok kullanılan ifadelerden birisidir. Bir çok yerde küfr ile eş anlamlı olarak zikredilmiştir.

“Her kim (Allah’ın koyduğu sınırları) aşarsa, kendi (canına) kendine zalimlik etmiştir.”

“Yetim malını haksızca/zulmen yiyenler, muhakkak ki karınlarını ateşle doldurmuş olurlar ve cehennemi boylarlar.” (15)

“İman edip, resul’ün hak olduğuna şahadet ettikten sonra ve kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, küfreden bir kavmi, Allah nasıl hidayete erdirir? Allah zalim olan bir kavme asla hidayet vermez. İşte onların cezaları, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lanetinin üzerlerinde olmasıdır.” (16)

“Kimdir Allah hakkında yalan söyleyenden ve kendisine gelen hakikat için yalandır diyenden daha zalim?” (17)

“Oğlum, Allah’a hiç bir şeyi şirk koşma, çünkü şirk, büyük bir zulümdür.” (18) “Buzağıyı rab kabul edip zalim oldular.” (19)

d) Mu’tedilik (İtida): “Kişinin normal haddinin ötesine geçmesi” ve bu yüzden de “Birisine karşı saldırganlık ve haksızlık etmesi” demek olan bir sıfat halidir. Bu sözcük ile zulm sözcüğünün geniş bir ortak alanları vardır. (20) Nitekim, bir çok mühim konularda zulmetmeyin anlamında kullanılmıştır.

“Sizinle savaşanlarla, Allah yolunda siz de savaşın fakat aşırı gitmeyin; zira Allah, aşırı gidenleri (mutedilik yapanları) asla sevmez.” (21)

Yahudilerin, Allah’ın gazabına uğramalarının sebebini açıklayan ayet Küfür ile mutedi-lik anlamlarını daha açık bir şekilde göste-riyor. “Allah’ın gazabına uğramışlardı. Bu, Allah’ın ayetlerini küfr etmelerinden ve peygamberleri haksızca öldürmelerinden ve isyan etmeleri ve haddi aşmalarından (itida etmelerinden) dolayı idi.” (22)

e) İsraf: Türkçede kullandığımız anlamın yanında israfın “doğru ölçüyü aşmak ya da ihlal etmek” anlamları da vardır. Kafirler, küfr eylemiyle müsriftir. Yani küfrün kendisi israftır, doğru ölçüden sapmaktır. Bu anlamda ayet “İşte müsrifleri, Rabbinin ayetlerine iman etmeyenleri böyle cezalandırırız. Ahiret azabı, şüphesiz daha şiddetli ve daha kalıcıdır (ebedidir).” (23) şeklindedir.

Bir başka ayette ise; kendisini şirke davet edenlere karşı bir mü’min şu cevabı veriyor: “Beni Allah’ı küfre ve O’na bilgim olmayan bir şeyi şirk koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi, Aziz ve Gaffar olana çağırıyorum. Gerçek şu ki sizin beni davet ettiğiniz şey ne dünyada ne de ahirette hiç bir duaya cevap veremez. Bizim dönüşümüz Allah’adır, Müsrifler işte asıl cehennemlikler onlardır.” (24)

Kur’an Firavun hakkında da “O, müsrif bir zorba idi” (25) diyor. Salih Aleyhisselam’ın halkına uyarısı ise şöyleydi: “Allah’tan korkun, bana itaat edin, yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk çıkaran müsriflerin emrine boyun eğmeyin.” (26)

f) Şirk: Küfrün encamı Allah’ın mutlak birliğini inkardan başka bir şey olmayacağı için, doğal olarak bu kavramın şirk ile bir tutulabileceği belli bir açı vardır. Eski Arap cahiliyesinde “putları, melekleri Allah’ın kızları” olarak nitelendiriyorlar, kendileri ile Allah arasında bir aracı olarak onlara tapınıyorlardı. Kur’an’da onların bu hali hem şirk hem de küfür olarak vurgulanmaktadır. “İman etmedikçe müşriklerle evlenmeyin.” (27)

“Müşrikler, kendi küfürlerine bizzat kendileri şahitlik edip dururken, Allah’ın mescitlerini onaramazlar. Onların çalışmaları boşa gitmiştir ve onlar ateşte ebediyyen kalacaklardır.” (28)

“Bununla beraber onlar yine de Allah’a şirk koşmuşlardır… Hayır o küfredenlere, kendi hileleri cazip gösterilmiş ve hak yoldan saptırılmışlardır.” (29)

“Ne zaman, tek olarak Allah’a dua edilse, inkar ettiniz (küfr) O’na şirk koşulduğunda ise iman ettiniz.” (30)

“Meryemin oğlu Mesih’in Allah olduğunu söyleyenler şüphesiz kafirdirler.” (31)

“Bilesiniz ki, halis din Allah’ındır. O’ndan başkasını “biz onlara ancak bizi Allah’a yaklaştırmaları için ibadet ediyoruz” diyerek veli edinenler… Allah, kafir yalancı kimseye hidayet vermez.” (32)

g) Nifak (Münafıklık): Küfrün anlam sahasının içerisinde nifakta önemli bir yer işgal etmektedir. Münafıkça tavırlara nifak adı verilir. Sözlükte “tükenmek, azalmak” anlamlarına gelir.

Nefak kelimesi: Tünel anlamına gelir. Tünelin giriş ve çıkışı ile münafıklığın iman ile küfr arasında gidip gelmesi arasında bir ilişki vardır.

Münafık, Müslüman görünürken kalbi nifakla dolu olan fasıklardır. “Erkek kadın bütün münafıklar, birbirlerine benzerler kötülüğü emredip, iyiliği yasaklarlar. (Cimriliklerinden) ellerini de sıkı sıkı yumarlar. Allah’ı unutmuşlardır; Allah da onları unutmuştur. Münafıklar, işte asıl fasıklar onlardır.” (33)

Münafıkların temel karakter ve özellikleri Tevbe suresinde ve Münafıkûn suresinde uzun boylu açıklanmıştır. “Münafıklar sana gelince ‘şahitlik ederiz ki sen Allah’ın resulüsün’ derler. Allah da senin kendi resulü olduğunu elbette bilmektedir. Ve şuna da şahitlik etmektedir ki, münafıklar yalancıdırlar.” (34) “Bu, onların önce iman edip, sonra da küfretmiş olmaları dolayısıyladır. Bu yüzden de kalplerinin üzeri mühürlenmiştir. Artık hiç bir şey anlamazlar.” (35)

“Onları görünce cisimleri hoşuna gider. Söz söylerlerse sözlerini dinlersin; fakat, onlar, sanki elbise giydirilmiş içi boş odun gibidirler. Her sesin, kendi aleyhlerine olduğunu zannederler. Onlar, düşmandır. Bu sebeple onlardan uzak dur. Allah onları kahretsin. Nasıl olup da haktan döndürülüyorlar.” (36)

“Ey nebi, kafirler ve münafıklarla mücadele et, onlara karşı sert davran. Onların varacakları yer cehennemdir. Orası ne kötü bir yerdir.” (37)

“Münafıklar, ateşin en aşağı tabakasındadır. Onlar için asla bir yardımcı bulamazsın.” (38) Münafıkların özelliklerinden birisi şüpheciliktir. İsyanlarının temelinde şüphe ve kuruntuları yatmaktadır. Ahiretteki mü’minlerle münafıklar arasında cereyan eden bir konuşmada münafıklar, mü’minlere şöyle derler: “Sizinle beraber değil miydik?” Onlar da: “Evet, beraberdik, fakat siz kendinize kötülük ettiniz; tereddüt ettiniz ve kuşku duydunuz. Boş kuruntular Allah’ın hükmü gelinceye kadar sizi aldattı. Aldatıcı (şeytan) da sizi Allah ile (O’nun adını kullanarak) aldattı (39)

“Bugün sizden ve kafirlerden bir fidye kabul edilmez. Sığınacağınız yer ateştir. Sizin sahibiniz odur.  Ne kötü bir dönüş!” (40)

3. KAFİRİN KALBİ

Kafirin nankörlük fiilini işlerken kalbinin nasıl bir durumda bulunduğunu ayetler açıklamaktadır: “Hiç olmazsa azabımız kendilerine gelince yalvarmaları gerekmez miydi? Fakat kalpleri katılaşmış ve şeytan yaptıklarını onlara cazip göstermişti.” (41)

“Eğer, Kur’an’la dağlar yürütülse de, yer parçalansa da, ölüler onunla konuşsa da  (kafirler yine ona inanmazlardı.)” (42)

“Bizimle olan antlaşmalarını bozdukları için, onları lanetledik ve kalplerini katılaştırdık.” (43)

“Biz, onlara göz, kalp ve kulak verdik, işitmeleri ve kalpleri onlara fayda vermedi. Çünkü her zaman Allah’ın ayetlerini inkar ettiler. Şimdi de dört bir yandan bir zamanlar alay ettikleri şey kendilerini kuşattı.” (44)

“Kur’an’ı düşünmeyecekler mi, yoksa kalpleri üstünde kilitler mi var?” (45)

“Yaptıkları şey; kalplerini pasa boğdu.” (46)

4. KÜFRÜN SEBEPLERİ

a) Büyüklenme (istikbar): Küfrün anlamını ve boyutlarını belirledikten sonra sebeplerini ortaya koymak faydalı olacaktır. Bunların başında büyüklük taslamak gelir. “Küfredenler, cehenneme sunuldukları gün, onlara Siz, dünya hayatında bütün iyi şeylerinizi tükettiniz ve onlardan gönlünüzce faydalandınız. Fakat bugün, hem dünyada haksızca büyüklük taslamış, olmanız, hem de fasıklık etmeniz dolayısıyla alçaltıcı bir azap ile cezalandırılacaksınız denir.” (47)

Cehennemdeki kafir bir kula Allah şöyle sesleniyor: “Sana, ayetlerim gelmişti de, onları yalanlamış, büyüklük taslamış ve kafirlerden olmuştun.” (48)

“Musa şöyle dedi: “Ben, hesap gününe inanmayan her kibirlenen (Mütekebbir) den rabbime sığınırım.” (49)

“Zira onlar, kendilerine ‘Allah’tan başka ilah yoktur.’ denildiği zaman, büyüklük taslarlardı ve derlerdi ki: ‘Biz, deli bir şair için ilahlarımızı mı terkedeceğiz?!” (50)

İblis’in, Adem için Allah’a secde etmemesinin sebebi de kibir idi. “… meleklerin hepsi onun için secde etmişti yalnız İblis hariç, o, büyüklenmiş ve kafirlerden olmuştu.” (51)

b) Kendini bilmezlik (taşkınlık): Küfrün sebeplerinden biri de Kur’an’da “beğa” fiili ile anılan Türkçesi “başkalarına karşı aşırı kibri yüzünden haksız ya da hukuksuz davranışlarda bulunmak” olan durumdur.

“Eğer Allah rızkı kullarına (ölçüsüz) verseydi, mutlaka yeryüzünde küstahlaşırlardı. (Beğa) Ama, O bir ölçü dahilinde dilediğini indiriyor.” (52)

“Kârun Musa ümmetindendi. Ama o, toplumda kendini bilmez bir (taşkın/baği) oldu. Biz ona öyle bir hazine vermiştik ki, onun anahtarları, güçlü bir topluluğa ağır geldi. Milleti ona, böbürlenme, Allah, taşkınlık edenleri sevmez. İyilik yap, Allah’ın sana verdiği ile dünyadan nasibini unutmadan ahiret yurdunu ara ve dünyada fesat çıkarmaya niyetlenme, Allah, bozgunculuk yapanları hiç sevmez.” (53)

c) Haset: Küfrün sebeplerinden birisi de haset yani çekemezliktir. Bilhassa Yahudi ve Hristiyanlar bekledikleri son peygamberin kendi içlerinden değil, Arap kavminden çıkmış olmasını hazmedemediler ve inkar ettiler. Oysa peygamberi kendi öz çocuklarını tanıdıkları gibi tanıyorlardı. “Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, Peygamberi, oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar ve onlardan bir grup hakkı bile bile gizler.” (54)

“Kendilerine ancak ilim geldikten sonra aralarındaki çekemezlik yüzünden ayrılığa düşmüşlerdir…” (55)

“Kitap ehlinden olanların çoğu, hak kendilerine apaçık belli olduktan sonra, içlerindeki haset yüzünden, imanınızdan sonra sizi tekrar küfre çevirebilmeyi arzularlar…” (56)

d) Düşmanlık: Haset düşmanlığı doğurur. Bu sebeple küfürde inat başgösterir. Nitekim, Peygambere vahiy getirdiği ve sevmedikleri bir insanı tanıdığı için Cebrail’e bile düşman olan Ehli Kitap için “Onlara de ki: “Kim, Cebrail’e düşman olursa, işte O Cebrail, daha önceki kitapları doğrulayan, mü’minler için hidayet ve müjde olan Kur’an’ı Allah’ın izniyle senin kalbine indirmiştir.” Kim Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail ve Mikail’e düşman olursa, Allah da şüphesiz kafirlerin düşmanıdır.” (57)

e) Utuv ve Tuğyan (çılgınlık, azgınlık):

İnsanlar bilhassa refah içinde zengin bir hayat yaşamaya başladıkları zaman çılgınlık ve azgınlık sebebiyle Allah’a ve O’nun vahyine karşı burun kıvırıp, meydan okuyarak küfrün alçaklığına saplanıyorlar.

“Kıyamet günü bizimle karşılaşmayı ummayanlar diyorlar ki: “Niye bize gökten melekler inmiyor, veya neden Rabbimizi göremiyoruz?” İçten içe ne kadar da büyükleniyorlar ve hareketlerindeki haytalık (utuv) ne kadar da ölçüsüz.” (58)

“Şimdiye kadar kaç şehir halkı burun kıvırıp Rabbinin ve O’nun elçilerinin emrinden yüz çevirdi? Biz de onlarla hesabımızı acı bir biçimde gördük ve onlara benzeri görülmemiş bir ceza verdik.” (59)

“Sana indirilenin, onların bir çoğundaki tuğyan (azgınlık) ve küfrü artıracağı muhakkaktır.” (60)

“Semud kavmi içindeki en azgını, deveyi kesmek üzere ayaklanınca azgınlıkları sebebiyle Peygamberlerini yalanlamıştı.” (61) “Bizimle karşılaşmayı ummayanlar, dünya hayatından hoşnut olup, onunla yetinenler ve ayetlerimizden de gafil olanlar, işte kazanmış oldukları günah sebebiyle bunların kalacağı yer ateştir.” (62)

“.. Oysa biz, bize kavuşmayı ummayanları azgınlıkları (tuğyanları) içinde bırakırız da bocalayıp dururlar.” (63)

f) İstiğna (kendini yeterlilik zannı):  İnsanın kendi kendini yeterli görmesi ve kendi dışında ilahi bir güce ihtiyacı olmadığını zannetmesi yeni değildir. Teknolojinin baş döndürdüğü dünyamızda, insanlar, bu ürünlerinin kulu olarak Allah’ı unutmuşlar ve yaptıklarına tapınmaya başlamışlardır. “Hayır, doğrusu insan, kendi kendine yeterli olduğu zannederek azgınlık etmektedir. Oysa dönüş Rabbinedir.” (64)

g) Cebbarlık: İnsanın büyüklük taslayarak, kendi kendine yeterliliğini tahakküm biçiminde ortaya koymasına Cebbarlık denir. Bu küfrün bir sebebidir. Kendini bu pozisyonda gören bir insan, Allah’a iman ihtiyacı duymaz. O’nu tanımaz.

“İşte Allah, her büyüklük taslayan ve cebbar kalbe böyle mühür vurur.” (65) “(Allah) bana yaşadığım sürece namaz kılmayı, zekatı, anneme karşı da tevazuyu emretti. Beni zorba ve rezil kılmadı.” (66)

DİPNOTLAR:

(1) İsfihanî, el-Müfredat, 653 (2) İsfihanî, el-Müfredat, 653 (3) Sarı, Mev lüt, el-Mevarıd, 1316 (4) Bakara: 99 (5) Tevbe: 84 (6) Al-i İmran: 110 (7) Secde: 18 (8) Sad: 28 (9) Nuh: 27 (10) Kıyamet: 5 (11) Abese: 40-42 (12) İnfitar: 14-16 (13) Mutaffifin: 7-16 (14) Bakara: 231 (15) Nisa: 10 (16) Al-i İmran: 86-87 (17) Zümer: 32 (18) Lokman: 13 (19) A’raf: 148 (20) İzutsu Toshihiko, Kur’an’da Dini ve Ahlaki Kavramyar, 231 (21) Bakara: 190 (22) Bakara: 61 (23) Taha: 127 (24) Mü’min: 43 (25) Duhan: 31 (26) Şuara: 152 (27) Bakara: 221 (28) Tevbe: 17 (29) Ra’d: 33 (30) Mü’min: 12 (31) Maide: 72 (32) Zümer: 3 (33) Tevbe: 67 (34) Münafikun: 1 (35) Münafikun: 3 (36) Münafikun: 4 (37) Tahrim: 9 (38) Nisa: 145 (39) Hadid: 14 (40) Hadid: 15 (41) En’am: 43 (42) Ra’d: 30-31 (43) Maide: 14 (44) Ahkaf: 26 (45) Muhammed: 24 (46) Mutaffifin: 14 (47) Ahkaf: 20 (48) Zümer: 59 (49) Mü’min: 27 (50) Saffat: 35-36 (51) Sad: 72-74 (52) Şûrâ: 27 (537 Kasas: 76-77 (54) Bakara: 146 (55) Şura: 14 (56) Bakara: 109 (57) Bakara: 97-98, (ayrıca bu konu için bkz. Maide: 64-68) (58) Furkan: 21 (59) Casiye: 8 (60) Maide: 64 ve 68 (61) Şems: 11-12 (62) Yunus: 7-8 (63) Yunus: 11 (daha fazla bilgi için bkz. 79/37-41, 38/55-56) (64) Alak: 6-8 (Leyl: 5-11 ayetler de bu konuya temas ediyor.) (65) Mü’min: 35 (66) Meryem: 31-32 (aynı konuda 12-14. ayetlere de bakınız.)